Ebeveyn

Çocuğa Kendini Korumayı Anlatmanın Önemi

Çocuk ve Aile
Uzman Klinik Psikolog – Psikoterapist Zeynep Polat Turner ile çocuklarımıza yabancı kavramını nasıl öğretmemiz gerektiği konusunda bir söyleşi gerçekleştirdik.

Zeynep Hanım, çocuklara kendilerini korumayı nasıl öğretmemiz gerektiğinden ailelerin iç seslerini nasıl dinlemeleri gerektiğine kadar bir dizi önemli soruya yanıt verirken, bilmeden yapılan yanlışları ve doğruları bizimle paylaştı…

“Önce anne ve babalar yabancı kavramını kendileri için tanımlamalılar.”​

“Çocuk için yabancı kavramı ne anlam taşımalı?” diye sorarak söze başlamak isteriz… Yabancı kavramında sınırları nasıl belirleyeceğiz?

O halde işe ebeveynlerden başlamalıyız. İlk düşüneceğimiz şey yabancı kavramının ebeveyn için ne anlam taşıdığı olmalı. Çocuklar hem bilinçli hem de bilinçsiz bir şekilde bunu bilirler. Kendinize şu soruyu sormalısınız: “Benim için yabancı ne demek ve çocuğum için ne anlama gelsin istiyorum?” Buradaki asıl mesele yabancılara ve daha da önemlisi tanıdıklarla sağlıklı sınırların nerede başlayıp nerede bittiğini çocuğa öğretebilmektir. Kişi yabancı ya da tanıdık olsun, çocuğa “hayır” denmesi gereken ve uzaklaşılması gereken durumları net bir şekilde anlatmak gerekiyor. Sınırlar konusunda çocuğun yaşına uygun bir bilgilendirme yapılmalı. “Bir zamanlar söylemiştim” diye de düşünmemelisiniz. Çocuk büyüdükçe, bilgileri güncellemeye devam etmemiz gerekiyor. Özellikle cinsel ve fiziksel istismarı akılda tutarak, çocuğa bazı yetişkinlerin kötü/yanlış şeyler yapabileceklerini böyle kişilere hayır diyerek oradan uzaklaşmaları ve bu durumu bir yetişkinle paylaşmaları gerektiğini anlatmak çok önemli.

“Ödül ve ceza ilişkisini siz kurarsanız, başkası da bu yoldan çocuğunuzla iletişim kurabilir.” 

Çocuk ve Aile

Çocuk ve Aile

 

Yabancıya güvenmemek, onunla gitmemek, yanlış hissettiği bir şey yaptığında ya da söylediğinde buna karşı çıkmak-aileyle paylaşmak gibi davranışları çocuğa kaç yaşından itibaren nasıl öğretebiliriz?

Araştırmalardan biliyoruz ki, çocuğun öğrenme süreci anne karnında başlıyor. Bu noktada çocuğa nasıl yaklaştığımız gerçekten çok belirleyici. Mesela, bir bebeğin ağlamasına izin vermek, 2 yaş civarı “hayır” demesini kabul etmek gerekiyor. Çocuğa her yaşta saygı duymaktan bahsediyorum. Aile içinde eleştiri, aşağılama ve utandırma olmamalı. Benzer bir şekilde ödül ve ceza üzerinden ilişki kuruyorsak, bir başkasının da böyle bir çerçevede ilişki kurabilmesini kolaylaştırıyoruz. Bizim çocukla ilişkimizin ana damarı, çocuğun bizimle ilişkisinde kendini güvende hissetmesi olmalı. Güvende hissetmeyi bilen çocuk, güvenli ve güvensiz kişi ve ortamları ayırt etmeyi, ihtiyaçlarını ifade etmeyi öğreniyor. Çocuk kendini duygusal açıdan ne kadar güvende hissederse o kadar duygusunu ve deneyimini paylaşıyor. Çocuğunuzla aranızda açık bir iletişim olması gerçekten önemli. Sohbet edebiliyor olmak, birlikte vakit geçirmek; gerçek bir ilişki kurmamıza, yakınlık geliştirmemize yardımcı olan temel unsur. Çocuk bu ilişkide değerli olduğunu bilmeli. Değerli hisseden çocuğun içgüdülerine güvenmesi de duygularını fark etmesi de çok daha kolaydır.

Bu noktada anne ve babaya başka sorumluluklar da düşüyor elbet. Mesela, çocuğunuzu tamamen güvenemeyeceğiniz insanlarla yalnız bırakmayın. Buna akrabalarınız da dahil. Bir tanıdığınız ya da akrabanız sizde rahatsızlık hissi yaratıyorsa, lütfen bu hisse güvenin. Eğer çocuğunuz aniden daha önce zaman geçirdiği bir yere ya da kişiye yönelik tepkiler geliştiriyorsa, dikkatle durumu araştırın. Çünkü bu tip durumlarda fiziksel ve cinsel istismarı göz önünde bulundurmak gerekiyor. Gerekiyorsa bir uzmandan destek almaktan asla çekinmeyin.

Çocuk ve Aile

Çocuk ve Aile

“Sosyal ortamlarda maskeyi önce kendinize sonra da çocuğunuza mı takıyorsunuz?”

Çocuklar küçük yaşlardan itibaren tanımadıkları kişilere karşı –yakın akraba veya arkadaş olsa bile- pek sıcak davranmayabiliyorlar. “Merhaba de”, “gülümse”, “öp bakalım ablayı” gibi komutlarla çocuğun doğal koruma kalkanını biz aileler mi kırıyoruz?

Evet, maalesef burası biraz sıkıntılı. Çocuğun kendi hızımızda ve doğallığımızda ilişki kurmasını istiyoruz. Çocuğun doğal olanla ilişkisini zedelemek uzun vadede birçok farklı problemi tetikleyebiliyor. Düşünmemiz gereken; ebeveyn olarak neden böyle bir şey yapmaya ihtiyaç duyduğumuz… Çünkü durum benim ihtiyacıma yönelik, çocuğun ihtiyacına yönelik değil. Çocuğu anlamaya çalışırken, kendimizi anlamamız da çok önemli. Neyi, neden yaptığıma dair farkındalık geliştiremediğimde, kendimle olan ilişkim zayıflıyor. Kendimi anlamadan, çocuğu anlamam mümkün değil zaten. Şöyle sorgulayalım;: “Acaba maskeyi önce kendimize sonra çocuğa mı takıyoruz?”.

“Çocuk hep sinyal verir, peki siz anlıyor musunuz?”

Susmasını istemek, karşı çıkmasını eleştirmek, ağladığında kızmak gibi davranışlar çocukları pasifleştiriyor mu? “Bana nasıl anlatmaz”, “Bunu ona kaç kez anlatmıştım neden aklına gelmedi” denilen durumlarda, aile neyi yanlış yapmış olabilir?

Sadece çocuğun davranışına baktığımızda, hikâyenin özünü kaçırmış oluyoruz. Çocuğu da anne-baba olarak kendimizi de sadece davranışlar üzerinden yorumladığımızda, ihtiyaçları göz ardı eder, büyük resmi göremeyiz. Ortada bir davranış var, tamam, peki bu davranışın arkasındaki duygu ne, ihtiyaç ne? Ailelerin en çok atladığı yer burası oluyor. Davranışı yönetmeye-değiştirmeye odaklandığımızda, yeteri kadar anlamamış oluyoruz, anlamadığımız şeyle de ilişki kuramıyoruz doğal olarak.  Çocuk hep anlatır. Konuşamıyorken, kelimeleri yokken bile anlatır. Çocuğun yaptığı her şey, mesela oynadığı oyun o dönem ne yaşadığını gösterir bize. Uykudaki, iştahtaki değişimler, sessizlikler, ağlama krizleri, hepsi anlamlıdır. Sinyal hep var yani. İlk adım sinyalleri görmeye başlamak, ikinci adım ise çocuğa şefkat ile yaklaşmak. Bu adımlar aracılığı ile yakınlık kurabiliyoruz çünkü. Anda ve ilişki de kaldığımızda, çocuğa kendini ifade etmesi konusunda yardımcı olabiliyoruz.

 ​“Çocuğun üçüncü ebeveyni, anne ve baba arasındaki ilişkidir.”

Çocuğumuzun kendini korumasını öğrenirken, ürkek veya endişeli bir birey olmasına yol açabilir miyiz? Bunu önlemek için nelere dikkat etmeliyiz?

Kaygı bulaşıcıdır. Kendi korkularımızı yoğun bir şekilde çocuğa yansıtmak yabancılardan hatta bazen ebeveynler dışındaki kişilerin çoğundan fazlaca korkmasına sebep olacaktır. Hayata ve insanlara karşı bu kadar güvensiz olmak da çocuğu hayatın keyifli kısımlarından mahrum bırakmaktan başka bir işe yaramaz. Yani, çocuğun deneyiminden çalmış oluruz. İşte tamda bu yüzden ebeveynlerin kendi geçmişleri, çocuklukları, bugün nerede nasıl zorlandıklarını anlamaları çok önemli. Bu durumu önlemenin temel yolu, kendime bakmaktan gerekirse kendim üzerine çalışmaktan geçiyor. Diğer önemli bir nokta şu, çocuğun toplamda üç ebeveyni var; anne, baba ve anne-babanın arasındaki ilişki. Üçüncü ebeveyn yani anne-babanın ilişkisi çocuğa nasıl hissettiriyor, ne diyor kısımları da son derece belirleyici. Bu ilişki sıkıntılıysa, çocuğu direkt olarak etkiliyor. Yapmamız gereken şey, kendime, eşime ve ilişkime bakabilmek. Bu aralar neler zor, neler kolay? Hangi duygular baskın? Çocuğa baktığımda, benzer zorlanmalar ve duygularla mı karşılaşıyorum yoksa bir şeyler görmekte zorlanıyor muyum…Dikkat hep ama hep ilişkide-ilişkilerde olmalı.

“Tedbir başka, kaygı başkadır.”

Peki ya ailelerin psikolojisi? Kaygı ile yaşamakla, doğal tedbirleri almak arasındaki o derin farkı nasıl hayatımıza katabiliriz?

Aslında neyin doğal, neyin yapay olduğu konusunda bir sürü kafa karışıklığı yaşıyoruz. En temel tedbir, çocuğumuzla kurduğumuz ilişki, anda ve yanında olma halimiz. Ebeveynlik bir süreç ve biz çocukların en önemli rol modelleriyiz. Kaygı ya da korku ile yaşamak dediğimiz şeyin ne kadar benimle ilgili olduğunu anlamak önemli bir adım. Anne-babalık reçeteye, formüllere tâbî bir yer değil tabii ki. Doğru ve yanlış yok. Bu noktada doğal olan yerden çıktığımı fark ettiğimde oraya dönmeye çalışmak, dönemiyorsam yardım almam gerekli. Çünkü yaşam, keyif ve eğlenceye de yer açılması gereken bir yer…

Yorum Yap